Kayıtlar

“söz bir bahçedir ben gül ekip gül koklamaya geldim”

Resim
  Sıcağında yandığımız,soğuğunda kuytu bir yer aradığımız ANADOLU! Bizim memleketimiz,bizim gibidir memleketimiz.. “Tamam” demeyi borç bilmiş kavruk elli,kavruk dudaklı,kavruk kaderli anadolu insanımız.. Acımasız ve yabanileşmiş sistemlerini ekmeye çalıştılar para budalaları.Lakin yeşertmedi toprak “beşerin en adisi olan sistemlerini”. Sancılanıyorsa bu toprak saflığındandır. Tanıyamıyorsak artık bu toprağın insanını budalalara olan yalakalığındandır.. Ey anadolunun eri Ne oldu bize? Osman ÇELEBİ

2002'den

  Bugünlerde düşüncelerim hızla değişiyor.Zamanında bende etki bırakan sözler,insanlar ve kalıplaşmış duygusal düşünceler yerini bir şey ifade etmeyen boşluklara bırakıyor.Beni ayakta tutan sevgi bağları azaldıkça boşluk artıyor ve beni çıkmaza doğru itiyor.Tutunamıyor,tutunacak dal bulamıyorum.Biliyorum,hayat yine zorluklarıyla önümüzde ama yaşamak ve yaşatmak için dalgalara doğru kulaç atmaya devam ediyorum. Soğuk kış geceleri pencerenin başında sıcacık bir çay içiyor,türkü dinliyorum.Anadolu gibi ağlıyor,Anadolu gibi gülüyor,Anadolu insanı gibi severek yaşıyorum.Beni de arada bir etkisine alan yozlaşmış müziklerden kurtuluyor,bağlamamı elime alıyorum.Dünyada ne maksatla olursa olsun insanlar öldürülürken,belirli uç ideolojilere esir olmuyorum.İnsan kavramının herşeyden üstün olduğuna inanıyor ve bu konuda sınır tanımıyorum. Biz gençlerin tüm karamsarlığa ve zorluğa rağmen,bir kardelen çiçeği gibi açacağımıza inanıyor,bu gençliği inançsızlıktan ve umutsuzluktan kurtaracak bir dal,sad

Kas 5th, 2015

  “Özümüz çamur, ruhumuz candır bizim Dünyada pişer, dünyada doğacağız yeniden sanmasınlarki aşıklar ölür onlar aşıkların gönlünde gömülüdür biz bu işi bileli oldu bin yıl kadar sanılmasın bu çamırda bir leke bile yoktur bizim hasmımız yok umarım sevenimiz çoktur” Osman ÇELEBİ

Ara 19th, 2017

Resim
  -suskun olmak kadar güzel bir çığlık var mı? Üstümüze geldiklerinde sarılıp uyuruz. Sen kimsin neredesin? Duymayız,görmeyiz. Hastaneler gündüzleri sıcak geceleri soğuk oluyor. Hapishane hastane derken geçiyor ömrüm. Ne sigaranın tadı var nede iç çekmenin. Ellerim titrer gönlüm daralır oldu. Geçsin diye bekliyorum, sanki otobüs durağındayım ve gelen otobüslerin hiçbirine binmiyorum.

Üretmek ve Reklam, Üretim ve Tanıtım

Günümüzde üretilen her meta, fikir, kültür mutlaka reklama ihtiyaç duyuyor. Burada reklam kelimesini "haberdar etme" anlamında kullanacağız. Reklamı kapitalist bir düzen parçası olarak görme durumunu ise geçtiğimiz yüzyılın tozlu raflarında bırakacağız. Örnek verecek olursak, bir blog yayını yada bir kitap basmanın sonraki aşaması tanıtımdır.  Sosyal medyanın insanlar arasındaki iletişimin büyük bir kısmını hakim aldığı bu zamanda sosyal iletişim araçlarının çoğunu kullanmak elzem olmuştur. Popüler kültürün sığ ve günlük saçmalıklarının ön planda olmasını, güzel üretimlerin tanıtımını yaparak yenebiliriz. Toplumsal ve bireysel tutumların hızla değiştiği, uzak ve yakın modern çağın ucundan tutulmuş bilinçsiz dedikodu sosyalliğinin belirli bir kaliteye kavuşması için üretimin katagori yapılarak tanıtımı şarttır. Üretim yapılan mecraların ise antikapitalist baskılara eski yıllarda ki kadar çok maruz kalmadığını görüyoruz. Daha çok eski sosyalist toplulıkların diğer özgür düşünce

Nevruz

Syal dergisi  / arşivden bulmaya çalışıyorum / yılı daha tespit edemedim (2000 olabilir)  Balıkesir İl 3. Cennetin Bayramı  NEVRUZ Gönülden inandığımız ilahi güç,üfler cemreyi ilk önce havaya, sonra toprağa ve sonra suya.Dört kitabın içinde Kuran gibi dört mevsimin içinde ki en güzel mevsimdir ilkbahar.Baharın fethinin birinci günüdür nevruz.Türklüğün yeni vatan topraklarına at sürme günüdür. Hz.Ali’yi sevenlerin anlayışına göre Hz Alinin doğum günü ve sonbaharda yere düşüp toprak olacak yaprakların hayata “merhaba” dediği gündür. Toprağa yalın ayak basma günü gelmiştir.Ateşlerin yakıldığı o bayram günü , soğuk günlerden çıkan beden ve ruhlar ısıtılır ateşin üzerinden atlayanarak.Bahar türküleri söylenir Balkanlar’dan Çin Seddi’ne kadar.Halaylar çekilir,masallar anlatılır ateşin başında.Bedenin ve içindeki mananın ısındığını hissedersin,usulca başını kaldırıp yıldızlara doğru bir dua üflersin.Işık serpilir o gece gözlerimize ve gönüllerimize.Hayata yeni umutlarla

Köy Enstitüsüleri

Resim
       Köy enstitüsü, Türkiye'de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan okul türü. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı olan Hasan Âli Yücel bizzat yönetti.[1][2]    Türkiye'de köy enstitüsü fikri ilk kez Amerikalı eğitim filozofu John Dewey tarafından savunuldu.[3] Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'de okulun yerel koşullara uyarlanması sorunu eğitim felsefesinin özünü oluşturuyordu. Köy Enstitüleri, John Dewey'in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır. Mezunların aynı anda hem okul öğretmenleri hem de toplumun eğitmeni olması bekleniyordu. Öğrenciler aslında kendi okullarını, evlerini, kışlalarını, iş yerlerini vb. inşa ettiler ve birlikte yaparak ve yaşayarak üretim ile eğitimi kaynaştırdılar.[4][5][6][7] Kaynakça